Agentic Capitalist Manifesto
"Şeytanın Adını Anmak"
Orta Çağ düşüncesinde isimler soyut semboller değildi. İsim, varlığı çağırırdı. Bu inanç kısmen Musevi geleneğindeki Shem HaMephorash (Tanrı'nın söylenmez adı) anlayışından, kısmen de Neoplatoncu felsefeden beslenir. Eğer Tanrı'nın adını boşuna ağza almak günahsa, şeytanın adını anmak çok daha tehlikeliydi. Çünkü bu ona davetiye çıkarmak anlamına geliyordu. Bu inanç aynı zamanda Orta Çağ Avrupası'nda neredeyse evrensel bir halk inancıydı, yani Orta Çağ Avrupası'nda şeytanın adını gereksiz yere anan kişiler aforoz tehlikesiyle karşılaşırdı. Özellikle IV. Lateran Konsili (takribi 1215) sonrasında Engizisyon mahkemeleri, şeytanı "saygıyla" ya da "tanımlayarak" anan kişileri cadılıkla ilişkilendirmeye başlamıştı. Ve kitlelerinde desteğiyle bu kişiler toplum dışına itildi…
Ben de bu yazıyı ele alırken hem "Kapitalizm" hem de "Agentic" kelimelerini yanyana getirdiğimde toplumu başta karşıma alma olasılığımın oldukça yüksek olduğuna eminim. Ancak bu yazıyı ele almak ne kadar zor olsa da ve ben Adam Smith'in temellerini attığı, yıldan yıla şekillenip zırhlanan bu canavara düşüncesel olarak bir o kadar uzak olsam da, bu yazıyı biri ele alıp yazmalıydı.
...Ama şunun ben de farkındayım; Tarih boyunca kötüyü dillendirme ve anmanın sonucunun hep büyük kitlelerin gazabıyla sonuçlandığına defalarca tanık olmuş durumdayız. Örneğin Giordano Bruno, evrenin sonsuzluğunu ve kötülüğün göreli olduğunu savundu. Engizisyon tarafından 8 yıl hapsedildi, ardından Campo de' Fiori meydanında kalabalık bir kitle önünde yakıldı. Kalabalık seyirci olmanın ötesinde bu infazı meşrulaştıran bir atmosfer yarattı. Çünkü kalabalıklar istemedikleri şeyleri duymayı sevmez, istemedikleri şey kötüdür yada kötüyü çağırır. Ama bu kadar detaylı düşünmeden bile "Mutlak kötü şeytandır ve yakılması gerekir!" çıkarımı o dönemin halkı için yeterli olmuş. Şanslıyız ki 21.yüzyıl'dayız, demokrasiye sahibiz ve yazıyı yayınladıktan kısa bir süre sonra kapım tekmelenip, bilgisayarlarım kırılıp, dövülerek şehir meydanında yakılma olasılığım oldukça düşük :) Sadede gelecek olursak bu yazımın sert ve topluma aykırı bir gerçeklikte olacağını belirtmek isterim. Çünkü hem bu yazının hem de ilerleyen global ilerleyişin neredeyse tüm beyaz-yaka meslek kolları istihdamı için iyi bitmeyeceğini ön görüyorum. Ama aynı zamanda oldukça büyük bir potansitel arz ettiğini de göstermek istiyorum.
Toplumun Gerçekleri = Duymak İstenilenler
Modern çağın kapı araladığı çalışma istihdamlarının ana yapısı masa başı iş kavramıyla anılıp şekillensede günümüzde "beyaz yakalı" olarak adlandırılıyor. Bu meslek kolunun temelindeki ilke ise insanın dünya üzerinde aslında en önemli değer yarattığı hafızası, mantığı, zihni ve muhakemesini (Her alt kolda ne kadar kullandığı farklılık göstersede) kullandığı ve iş hayatında değer ile çıktı oluşturduğu, bu çıktı karşılığında da para kazandığı bir yapıdır. Ortaya çıkmasından itibaren çeşitli azalmalar ile karşılaşmıştır; 40-70'li yıllarda Telefon operatörlüğünde görev alan ve kabloları değiştiren yüzlerce çalışan bilgisayar sistem ve yazılımlarıyla orkestrasyonu sağlandığında büyük kayıplara uğramıştır. Aynı şekilde dökümantasyon temelli iş kolları bilgisayar yazılımları, ofis programları ile sekteye uğrayarak 10 kişilik bir muhasebe ekibinin yerini 1 kişiye bırakmıştır. Bu ve benzeri örneklerde süreçte başkalaşım yaşayanlar hayatta kalmamıştır! Başkalaşım yaşayıp, diğer başkalaşım yaşayanlar arasındaki mücadele ve şans faktörü sonrası devam edebilmiştir. Peki diğer 9 kişiye ne olmuştur? Hatta şöyle yapalım; bu 9 kişiden mutlaka başkalaşan ve adapte olan 1-2 kişide iş bulabilmiş midir? Yada geriye gitmeye gerek yok son dönemde yaşanan global layoff'lara bakalım.
Binlerce işten ayrılan çalışanlardan acaba kaçına mesaj atılıp "Siz Ai & Agentic iş gücüne adapte olamadığınızdan işten çıkarmıştık, ama merak ediyoruz şuan adapte olup iş buldunuz mu?" gibi bir soru sorulmadığı müddetçe "Ai kimsenin işini elinden alamaz, bu aptallık!" diyen milyarderler nasıl bu kanıya ulaşabiliyor? Sebebi basit ve ilkel; insanoğlu tehlikeler ve felaketler karşısında hazırlanan ancak olmayacak gibi yaşayan bir varlıktır. WW1-2, Holokost, Corona Pandemisi vb. birçok kitlesel etkilenilen olaylarda görüyor ve tarihsel notları okuyorum ki en hazırlıklı olanımız bile gerçekleşmesini yada etkisini hafife alıyor. Çünkü kötüyü çağırmak bile bize korku veriyor, "Şeytanın Adını Anmak" bizim DNA'mızda yer alan ve gelişmiş beyinlerimizin kendini tatmin etme yollarından... Geçmişin Gökyüzü Tanrıları, Okyanusdaki canavarları, Toprağı Titreten Devleri gibi tabirler yaratıp bunlara dualar edip, adaklar adayan atalarımız gibi gerçeği kabul edemiyoruz. Teknoloji milyarderleride bu büyük dönüşümü hala büyük bir yalanla gizleyerek güzel ve bolluk getirecek bir akım, yenilik olarak adlandırılıyor. Çünkü su ısındıkça kimse yanacağını düşünmüyor.
Bir insanın çalışma koşulları günümüzde ülkeden ülkeye değişmekte ve dev şirketler üretimi ve insan gücünü her zaman çalışma koşullarının sıkı, ucuz ve erişilebilir olduğu üçüncü dünya ülkelerine kaydırıyor. Kimse insanların istihdamını veya kimin aç ve işsiz kaldığını bazı Avrupa devletleri dışında önemsemiyor. İşte uzun süredir aklımı şu dev yalan meşgul ediyor; Ai & Agentic Ai Çağının globalde istihdamı arttıracağını veya mükemmel yaşam standartları sağlatacağını belirten devler neden hala ucuz işgücünü tercih edip, US ve Batı'daki kendi ülkelerinde istihdam yaratmıyor? Hatta yaratmayıp kendi vatandaşlarını işten çıkarıyor? Bu inanılmaz refah ve harika günler bize bu kadar yakınken, insanlara vaad edenler yoksa kendileri kendi yalanına inanmıyor mu? İnanmıyor...
Hatta ucuz işgücünün bile tehlikede olduğu 7/24 çalışan ve hep bahsettikleri tek kişilik şirketleri yaratmak değil kendilerini dönüştürmek istiyor. İşte bu düşünce beni 3-4 aydır yazmakta olduğum Agentic Kapitalist Manifesto yazımı yazmaya itti. Bu yazımın sert ve acımasız olacağından bahsetmiştim, şimdi ana konumuza yönelelim ve gerçekleri konuşalım.
Agentic Ai > Humans
İnsan, bilgi işlemek ve çıkarımlar yapmak için tasarlanmış mıdır? Bu soru çoğu kez günümüz iş hayatında ve akademik dünyada sıkça tartışılan bir konu; Bir adım geri atarak ne tarz bilgelerin bu dünyada işlendiğine bakacak olursak birincisi işlem gücü elde eden bireylerin varlığını, diğeri ise yönetim ve orkestrasyonu sağlayan analiz edilmiş yani işlenmiş bilginin işlenmesini sağlayan bireylerden oluşan iki farklı disiplinli bilgi işlem yapı ve modelini gözlemleyebiliriz. Yani birinci temas ekip üyeleri ve peşi sıra dallanan yönetim ekipleri olarak düşünebiliriz. Yazılım ekiplerini düşünecek olursak yazılım uzmanlarının kendi aralarında saf ve ilk adım bilgiyi üretip bunları analiz ederek anlamlandırdığı ardından yöneticisine raporlayıp onun iş gücünü analiz ederek yönetimsel bilgi formatında anlamlandırarak yeni bir bilgi transferi sağladığı görürüz. Bu süreçlerde devreye tekillik girmez, yani her bir insan bireyinin ürettiği veri ve çıktı aynı kalitede, başarıda ve eforda üretilmemiştir. İşte buda devamlı düzenlenen ve başkalaşım yaşayan ekip ve organizasyonlara neden olur. Tıpkı şöyle düşünebiliriz; Bir kurucunun aklındaki fikir ve hayal ekibinin onu yaratmaya başladığı andan itibaren gerçeklerle çarpıştığında bambaşka bir şekilde evrilir. Çünkü gerçekleştirilmeye çalışıldığıdan birçok farklı etken ve durum ile karşılaşılır. Bunun sebebinin minimum %80'i insan kaynaklıdır, çünkü bir kurum ve organizasyon bir anlamda insanların birleşiminden oluşan bir organizmadır.
O halde başa dönelim, insan bu bilgi yapı ve mekanizmasında görev alıp sürdürmeye uygun mudur? Değildir. İnsan hem bias'ları hem fiziki doğası gereği verdiği kararları, eforu, çıktı kalitesi ve değişkenleri çok fazla olan bir makinedir. Bu nedenle harikalar yaratması içinde yaratılan insan organizasyonunun yüzde 100'ünü değil bu değişkenliklerinide katarak yüzde 300 eforlu bir şekilde ancak yüzde 100 ile başarıya ulaşan bir yapıdır.
Peki mükemmel hedefler, başarılar ve minimum değişkenlik sapmaları ile hayalimizdeki kayıpsız iş gücüne nasıl ulaşabiliriz? Tıpkı kendi doğasındaki 0 ve 1'ler gibi net olan makinelerle...
Neden Şirketler Ajanik Kapitalizm'le Dönüşmeli
Bir insan adil, tarafsız, liyakatli bir düzen kurabilir ve diğer türdaşlarını yönetebilir mi? Yada insan buna dönüşmeli mi? Bakkaldan sakız çalan bir çocuk ile yetişkin bir birey ortak yargılanabilir mi? yada yargılanmalı mı? İşte insan ve makine arasındaki ayrım bu gibi uç noktalarda kendini çok belli eder. Çünkü bazı noktalarda insanın makineleşmesi ve makinelere kendini teslim etmesi istenmez. Değil mi? Değil. Çünkü şuan 26 Mayıs 2026 itibariyle insan öldüren cihaz ve makinelere dahi bu makineleşme olarak adlandırdığımız Yapay Zeka sistemleri artık erişebiliyor. Yani insan ve makine ayrımı artık en hassas konuda dahil yok. Peki şirketler o halde neden bu ayrımı düşünsün? Üstelik kapitalizmin en doruk noktasını bizzat yaşayıp hayati mücadele verirlerken...
Düşünmemeliler...
Yapay Zeka sistemlerinde oluşturulan çeşitli kontrol mekanizmaları ve agentic yapılarla şuan insanlardan kat be kat daha fazla kaliteli çıktı alınabiliyor. Üstelik 7/24 çalışan bir kez CAPEX yatırımı yapılarak devamlı çıktı alınıp sadece elektrik tüketerek, herhangi bir onboarding/off-boarding zaman kaybı ve kaygısı, headcount sıkıntısı, memnuniyeti ve kültür uyumu düşünülmeden bu sağlanabiliyor.
Günümüz bias'li LLM'leri bile insanın aralıksız vakit ayırdığında 1 ayda okuyacağı 3000 sayfalık bir kitabı tek API isteğinde maksimum 2-3 dakikada analiz edebiliyor. Ve maksimum 10 dakika çıkarımları yapıp özetleyebiliyor. İşte bu güç ve analiz yeteneği LMM, dLMM gibi birçok farklı insan datası anlamlandırmada Ontoloji gibi bilgi işleme ve yönetim yapılarının varlığıyla rahatlıkla replace edilebiliyor. Unutmamalıyız ki; Özerk bir ajan ile özgür bir insan arasındaki fark: biri amacını seçemiyor verilen görevi harfiyen yerine getiriyor gerekirse binlerce kez denese bile...
O halde şunu düşünmeliyiz;
- "Ey insan! Etten ve kemikten oluşan kırılgan ve hassas varlık, ölümsüz güçlü makineler karşısında nasıl duracaksın?"
Not: Bu yazıyı ChatGPT5.5 45 saniyede analiz edip özetledi. Peki sen?